Düşünce
Neden Müstesna? Bir İsmin Ardındaki Yol Haritası
Müstesna Gençlik Kulübü18 Eylül 20262 dakikalık okuma

Topluluğumuzun adı bir slogan değil, bir iddianın özeti. Asr Suresi'nin son kelimesinden aldığımız bu ismin bize yüklediği sorumluluğu anlatıyoruz.
Bir topluluğun ismi, çoğu zaman o topluluğun ne yapmak istediğinden çok neye inandığını söyler. Bizim ismimiz de öyle. "Müstesna" kelimesini bir iltifat ya da bir üstünlük iddiası olarak değil, üzerimize aldığımız bir yükün adı olarak seçtik.
Kelime, Asr Suresi'nin üçüncü ayetinde geçiyor. Sure önce çarpıcı bir hükümle başlıyor: insan gerçekten ziyan içindedir. Ardından bu hükmün dışında kalanları sayıyor: iman edip salih amel işleyenler, birbirine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler. İşte o "dışında kalanlar", yani istisna tutulanlar, Kur'an'ın diliyle müstesna olanlardır.
İstisna, ayrıcalık değil sorumluluktur
Bu kelimeyi ismimize taşırken en çok dikkat ettiğimiz şey şuydu: müstesna olmak, doğuştan gelen bir ayrıcalık değil, sürekli yenilenen bir çabanın sonucudur. Ayet bir kimlik tarif etmiyor, bir fiil sıralaması yapıyor. İman etmek, salih amel işlemek, hakkı tavsiye etmek, sabrı tavsiye etmek. Dördü de süreklilik isteyen fiiller.
Dolayısıyla Müstesna Gençlik demek, "biz farklıyız" demek değil. "Farklı olmak için şu dördünü sürdürmek zorundayız" demek. Aradaki fark, bir topluluğun kibirle alçakgönüllülük arasındaki farkıdır ve biz bu farkı gözetmeye çalışıyoruz.
Zamana yemin edilen bir surede gençlik
Surenin ismi Asr, yani zaman. Bir gençlik topluluğunun yol haritasını zamana yemin eden bir sureden alması tesadüf değil. Üniversite yılları, insanın ömründe elindeki vaktin en bol, en esnek ve en kolay harcanabilir olduğu dönemdir. Aynı yıllar, bir insanın neye benzeyeceğinin büyük ölçüde belirlendiği yıllardır da.
Bu iki gerçek yan yana gelince ortaya şu soru çıkıyor: elimizdeki bu vakti neye dönüştürüyoruz? Asr Suresi bu soruyu soran ve cevabını da veren bir metin. Biz de kampüste bu soruyu canlı tutmaya çalışıyoruz.
Dört ilke, dört çalışma alanı
İsmimizi aldığımız ayet, aynı zamanda çalışma alanlarımızın da çerçevesi oldu:
- Sahih iman ve köklere sadakat: kadim medeniyet mirasımızı sahih bilgi ve manevi şuurla bugüne taşımak.
- Salih amel ve üretkenlik: ilmi birikimi yazıyla, fanzinle, sporla ve sosyal faaliyetle faydalı amele dönüştürmek.
- Hakkı tavsiye ve ortak akıl: atölye, tahlil ve söyleşilerle doğruyu birlikte aramak, istişareyi canlı tutmak.
- Sabrı tavsiye ve sebat: geçici heveslere kapılmadan, zorluk karşısında çözülmeden ilkeli bir yürüyüşü sürdürmek.
Bu dördü birbirinden kopuk başlıklar değil. Bir okuma halkasında konuştuğumuz meselenin bir fanzin yazısına, oradan bir söyleşi sorusuna, oradan da bir doğa yürüyüşündeki sohbete dönüşmesi bizim için işin normali.
Bağlı olmadan, kopuk da olmadan
Topluluğumuz hiçbir kurum, kuruluş, vakıf ve derneğe bağlı değil. Bu, kimseyle konuşmuyoruz demek değil; sözümüzün ve programımızın sorumluluğunun bize ait olduğu demek. Üniversite sıralarında, kitap okuma ve tahlil halkalarıyla filizlendik; bugün de aynı zeminde duruyoruz.
Köklerine sadık kalırken çağına yabancılaşmayan bir anlayış diyoruz buna. İlhamımızı kadim İslam medeniyetinden ve kültür mirasımızdan alıyor, onu çağın dinamikleriyle harmanlıyoruz. Ne geçmişe sığınmak ne de bugüne teslim olmak; ikisi arasında kendi yolunu kurmak.
İsmin bize hatırlattığı
Her yeni dönem başında birbirimize aynı şeyi hatırlatıyoruz: bu isim bize verilmiş değil, bize emanet edilmiş. Bir okuma halkasına hazırlıksız gelmek, bir yazıyı yarım bırakmak, verilen sözü tutmamak; bunların her biri ismimizle aramıza mesafe koyar.
Müstesna olmak, kampüste ve hayatta ilkeli bir duruşu her gün yeniden kurmaktır. Biz de bu yüzden bu ismi bir hedef olarak taşıyoruz, bir unvan olarak değil.