MüstesnaGençlik Kulübü

Gençlik

Sadece Tüketen Değil, Üreten Gençlik

Müstesna Gençlik Kulübü18 Eylül 20262 dakikalık okuma

İç içe geçen şeritlerden oluşan girih deseni

Çağın en büyük sessiz tehdidi, gençliğin enerjisini üretmeden tüketmesi. Tüketici konumdan üretici konuma geçmenin pratik karşılığını tartışıyoruz.

Bugün bir üniversite öğrencisinin gününe baktığınızda, karşılaştığı içerik miktarının insanlık tarihinde eşi benzeri yok. Okuduğu, izlediği, dinlediği şeylerin toplamı bir önceki neslin yıllara yaydığı birikime denk. Buna rağmen ortaya çıkan üretimin aynı oranda arttığını söylemek zor.

Bu tablo bize şunu düşündürüyor: sorun bilgiye erişimde değil, bilgiyle kurulan ilişkide.

Tüketmek kolay, kaydetmek zordur

Bir fikri okumak ile o fikri kendi cümlelerinizle yeniden kurmak arasında büyük bir mesafe var. Birincisi yarım saat sürer ve çoğu zaman iz bırakmaz. İkincisi saatler alır ama zihninizde kalıcı bir yer açar.

Bir metni anladığını sanmakla anlamış olmak arasındaki farkı ölçmenin en sağlam yolu, onu bir başkasına anlatmaya ya da yazmaya çalışmaktır. Yazı, insanın kendi anlayışını denetlediği en dürüst araçtır; çünkü eksik anlaşılmış bir fikir cümleye dökülmeye çalışıldığında hemen dağılır.

Üreten gençlik ne demek?

Bu ifadeyi büyük laflar için değil, gayet somut bir alışkanlık için kullanıyoruz:

  • Katıldığın okuma halkasında konuşulanı bir sayfaya indirgemek.
  • Dinlediğin söyleşiden aklında kalan üç soruyu yazmak.
  • İncelediğin bir kitabın seni ikna etmeyen tarafını gerekçesiyle ifade etmek.
  • Bu birikimi fanzinde, bir yazıda, bir sunumda başkasının da faydalanabileceği hâle getirmek.

Bunların hiçbiri olağanüstü yetenek istemiyor. Hepsi süreklilik istiyor. Zaten ilkelerimiz arasında salih amel ve üretkenlik başlığını ayrı tutmamızın sebebi de bu: ilmi birikim, faydalı bir işe dönüşmediği sürece kendi ağırlığı altında kalır.

Üretim, bireysel bir marifet değil

Üretmenin en zor tarafı başlamak değil, sürdürmek. Tek başına çalışan bir öğrenci ilk heyecanı geçtikten sonra genellikle durur. Bu yüzden biz üretimi bir grup işi olarak kuruyoruz.

Okuma halkası, yazıyı besleyen tartışmayı üretiyor. Atölye, yazının dayanacağı kaynak bilgisini veriyor. Söyleşi, konuyu daha geniş bir çerçeveye oturtuyor. Fanzin ise bütün bunların toplandığı yer oluyor. Halkanın bir ayağı eksik kaldığında diğerlerinin de zayıfladığını defalarca gördük.

Eleştirinin üretimdeki yeri

Üretmek, her yazılanı olduğu gibi kabul etmek anlamına gelmiyor. Bir metnin okunması kadar okunduktan sonra konuşulması da kıymetli. Hakkı tavsiye ilkesini biz burada da işletiyoruz: bir arkadaşımızın yazısındaki zayıf kurguyu ona söylemek, o yazıyı görmezden gelmekten daha hürmetkâr bir davranış.

Bu yüzden metinlerimiz çoğu zaman birkaç elden geçiyor. Eleştiriyi kişiselleştirmeden yapabilmek, bir topluluğun olgunluk ölçüsüdür.

Ölçü: bir dönem sonunda geriye ne kaldı?

Her dönem sonunda kendimize sorduğumuz soru şu: bu dönem geriye ne bıraktık? Cevap yalnızca "şu kadar program yaptık" ise, orada bir eksik var demektir. Programın kendisi araçtır; asıl mesele o programın bir yazıya, bir birikime, bir alışkanlığa dönüşüp dönüşmediğidir.

Tüketen gençlik, bir dönemin sonunda elinde yalnızca hatıralarla kalır. Üreten gençlik ise hem hatırayı hem de o hatıranın kaydını bırakır. Biz ikincisini seçiyoruz.

Tüm makalelere dön